14 Ekim 2011 Cuma

Yağdı Kar Yağdı...

Çocukların düzelttikleri yatakların annelerinkinden kötü olmasının dayanılmaz gerçeğini yalanlar şekilde yağıyordu kar. Mart ayının yedisi, o kutsal rakamın hıncı gibiydi tüm Ankara üstünde. Tanrının bu işgüzar davranışı kimilerine pahalıya patladı kimilerine de hayır duasında caba oldu. Şiir gibiydi, bir şairin silgi vurmadan en iyi yazdığı. Yağmaktaydı kar, içinde gizliden bir çocuk büyüten 40 yaşındaki bir adamı bile sevindirecek türden. Ama boynunda bir memuriyet baskısı. Ankara ne anlar ki kardan, bir hikayeye vesile olmaktan başka.
İşte tam bu gibi bir durumda gözlemlemek geleni geçeni bir pencere ardından. Üzerinde Atatürk portresi dışında bir şeyi asmanın yasak olduğu, ama o yasağa hiç uyulmayıp her şeyin asıldığı bir adliye odasından. Bir insan koştu, seke seke, sulu şakalardan hoşlanmadığı için, ki biliyorum ayakkabısının içi su içinde. Bir diğeri durakta, alternatifleri görmezden geldi, kendi otobüsünü bekliyor. Bir diğeri diğerine sarıldı, yağmakta olan umurlarında değil, onlara kazandırdığı tek şey sarılmalarına vesile olması.
Yağdı kar, lapa’lığı üstünde.
Yağdı kar, yağdı… Duracak gibi değil. Gök yüzü, pili bitmekte olan bir fenerin aydınlığı.
22.03.2011
ANKARA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder