12 Aralık 2011 Pazartesi

BİLMEM KAÇ KELİMEYLE BEN.
En fazla tentirdiot kokusunda gizlenir çocukluğum. Yakalanıp ebe olmamak için.
Genelde ağdalı cümleleri sevmem. İnsanı orospu -Laf Orospusu- gibi gösterir. Ama sandım ki böyle bir giriş yaparsam çıkışı çabuk bulabilirim.
Bu sayfa çocukluğumun samimi uçurması olsun okunduktan sonra. Çocukluğum, yaşanılası yıllarımın, yaşanılmamış zamanları. Şimdi biliyor musun diye girmek isterdim cümleye ama bilmiyorsun ya ben onu biliyorum. Bilmiyorsun, çocukluğumu kaybettiğimde daha doğrusu o giderken ben arkasında baktığımda orta okuldaydım. Çocukluğum gitti, bulvara çıktı 7 nolu minibüse bindi, Antalya çamlıklara çıktı. Oraları hiç unutmam, tüm Antalya’yı ayaklarının altına alabiliyorsun. Tepedesin, ama gök yüzü yine senin tepende. Gökyüzü megolamanlık ödülünü kimseye kaptırmıyor. Nede olsa sahibi tanrı. Neyse, çocukluğum çıktı çamlığa daha doğrusu çıkmış, ben başkasından duydum. Atmış kendini…
O gidiyordu, yavaş adımlarla.
Arkasından baktım.
Gök yüzünde pili bitmekte olan bir fenerinin aydınlı var.
Gölgem arkama düşüyor.
Tek nefeste bağırdım.
-Dönersen ıslık çal. Yokuş bir yolun yorgunu olsam da açarım kapıyı. Dönersen ıslık çal ama geç çalma.
Dönmedi.
O benim miladım oldu. Çocukluğum gitti büyümeye başladım.
Çocuklar aralarına almaz olmuşlardı oyunlarında. Çünkü herkesin çocukluğu yanındaydı, herkes çocukluğunu çocuğu gibi yanında taşıyordu. Benimle dalga geçiyorlar, dışlıyorlar, bisikletleriyle patinaj atarken toprağı üzerime savuruyorlar, beni camiye almıyorlardı. Suçlusu ben miydim diye sürekli soruyorum kendime. Gidişinin tek sorumlusu ben miydim, acaba sahip çıkamamış mıydım çocukluğuma.
İlk yıllar zor olmuştu, bir gidişe katlanmak, alışkanlıkları yıkmak. Zor olmuştu onun öldüğünü duyunca. Zor olmuştu, evin damından atıncaya kadar kendimi (evimiz tek katlıydı).
Yıl 2004… Çocukluğunu kaybetmiş bir çocuğun Ankara macerası yukarıda yazılanlar gibi başladı işte. Daha Ahmet Arif’ten bir haber, teker teker indim otobüsün 3 basamaklı merdivenini. Yılmaz Erdoğan o zamanlar daha yeni yer ediniyor beynimde, Bir Demet Tiyatro’dan falan. Yani şiirleri fasa fiso elimde tuttuğum boyu beni bulan bavuluma. Lise yıllarım merhaba, Ankara kıskanma sana da merhaba…