26 Ekim 2011 Çarşamba

JÜRİ

Hangi gün hatırlamıyorum. İşten çıkmış, yol yürümüş, EGO kartı basmış, onun binme hakkımın hesabını yapmış, yol üzeri iki kıza bakıp (iki ile sınırlamayayım, belki daha fazladır) şehvet dolu düşüncelere dalmış çıkmış, büfeden neskafe almış eve gelmişim. Dindon, evde kimse var, iyi kapıda kalmadım yani. İçeri girdim, solona yöneldim. Annem elini kaldırdı, dur dur dur dur! Sandım ki ayakkabıları çıkarmadan içeri girdim halıya bastım. Öyle bir tepki. Yanılmışım, ondan değilmiş televizyonda ki “O Ses Türkiye” yarışmasını izliyo. Kalkan el benim sessiz olmam, televizyonun önünden geçmemem, geçeceksem de yerde sürünerek geçip görüntü kalitesini bozmamam anlamındaymış. Geçtim, oturdum.
ANNEM – Ahmet sessiz ol.
BEN - Tamam anne.
ANNEM – Sana sessiz ol demedim mi!
BEN - !!
Annemi sessizce yarım saat izledim, tabi bu arada en fazla televizyon seyretme rekorumu da kırdım. İzledim, kendimi bilirkişi sandım, annem hakkında hüküm vericem. Benden başka hiçbir kati rapora gerek kalmayacak. O derece yani. Yarım saat içinde annemin iki kanal arasında gidip geldiği, ikisinin de yarışma olduğunu ( “O Ses Türkiye” – “Yeteneksizsiniz” Acun iyi para kırıyo haa) gördüm.
SONUÇ
1- Popiler yarışma programlarının hayatımıza girdiğinden beri annemin hiçbir eğitim almadın gerekli müzik ve ses bilgisine sahip olduğuna,
2- Yarışmacılara not verirken programdaki jürilerden etkilenmediğine,
3- Yarışmacı tam müziği söylerken, “yok yok olmadı” – “cık, beğenmedim, sesi gitti” – “bu nasıl kız sesi bas bariton” gibi sözleri söyleyebilecek kadar cesur olduğuna,
4- Türkiye’nin gerçek yeteneğini annemden başka kimsenin anlayamayacağına kanaat getirdim. Anne allah seni star etsin emi. Star etsinde jüri seçil.

14 Ekim 2011 Cuma

Yağdı Kar Yağdı...

Çocukların düzelttikleri yatakların annelerinkinden kötü olmasının dayanılmaz gerçeğini yalanlar şekilde yağıyordu kar. Mart ayının yedisi, o kutsal rakamın hıncı gibiydi tüm Ankara üstünde. Tanrının bu işgüzar davranışı kimilerine pahalıya patladı kimilerine de hayır duasında caba oldu. Şiir gibiydi, bir şairin silgi vurmadan en iyi yazdığı. Yağmaktaydı kar, içinde gizliden bir çocuk büyüten 40 yaşındaki bir adamı bile sevindirecek türden. Ama boynunda bir memuriyet baskısı. Ankara ne anlar ki kardan, bir hikayeye vesile olmaktan başka.
İşte tam bu gibi bir durumda gözlemlemek geleni geçeni bir pencere ardından. Üzerinde Atatürk portresi dışında bir şeyi asmanın yasak olduğu, ama o yasağa hiç uyulmayıp her şeyin asıldığı bir adliye odasından. Bir insan koştu, seke seke, sulu şakalardan hoşlanmadığı için, ki biliyorum ayakkabısının içi su içinde. Bir diğeri durakta, alternatifleri görmezden geldi, kendi otobüsünü bekliyor. Bir diğeri diğerine sarıldı, yağmakta olan umurlarında değil, onlara kazandırdığı tek şey sarılmalarına vesile olması.
Yağdı kar, lapa’lığı üstünde.
Yağdı kar, yağdı… Duracak gibi değil. Gök yüzü, pili bitmekte olan bir fenerin aydınlığı.
22.03.2011
ANKARA
Nisan'ca


Çevresinde deniz olmadığı için ismi bir türlü lodos olamayan o yakışıksız Ankara rüzgarı, allahına kadar delikanlı kıvamında estiyse de beğendirememişti kendisini, savuşturduğu kestane rengi saçların sahibi kıza. Rüzgarın tek tecellisi, bir mevsim mağduru yaprağın uçuşuydu. Kız, balkonda çamaşır asarcasına işvetli. Rüzgar bin ah işitmeye razı…


- bir dokun bin ah işit abicim
- razıyım, yeter ki dokunayım


Uzaktan el salladı erkek, daha kirlenmemiş kirli sakalının sakladı dudaklarını atkının
içinden çıkartıp bir merhaba uzattı boylu boyunca, posu yerinde. Rüzgar aldı merhabayı savuşturdu, kız umursamadı rüzgarı çıkardı ellerini cebinden el salladı merhabaya. Hızlandı merhabanın ayakları, ulaştı kıza.


- Merhaba
- Merhaba
- Seni çok özledim,
- Bende !!.


Sustular, göz göze süzüştüler. Rüzgar geçti aradan, kıza dokundu, kız üşüdü, rüzgar
bin ah işitti.


- Sonunda karşılaşabildik,
- Evet, sonu gelmez bir rüzgarlı bekleyişin sonunda.


Rüzgar alındı cümleye, ağladı apansız, toprak kokusu bin bereket simitçinin göğsünde. Merhaba ile kız geçtiler simitçinin önünden, umursamadılar simitleri, gök yüzünde baharsız bir bahar yağmuru.Ankara’da Nisan’ca söylenen bir mir-i kelam.


- Seni seviyorum…


07.03.2011
ANKARA