Nisan'ca
Çevresinde deniz olmadığı için ismi bir türlü lodos olamayan o yakışıksız Ankara rüzgarı, allahına kadar delikanlı kıvamında estiyse de beğendirememişti kendisini, savuşturduğu kestane rengi saçların sahibi kıza. Rüzgarın tek tecellisi, bir mevsim mağduru yaprağın uçuşuydu. Kız, balkonda çamaşır asarcasına işvetli. Rüzgar bin ah işitmeye razı…
- bir dokun bin ah işit abicim
- razıyım, yeter ki dokunayım
Uzaktan el salladı erkek, daha kirlenmemiş kirli sakalının sakladı dudaklarını atkının
içinden çıkartıp bir merhaba uzattı boylu boyunca, posu yerinde. Rüzgar aldı merhabayı savuşturdu, kız umursamadı rüzgarı çıkardı ellerini cebinden el salladı merhabaya. Hızlandı merhabanın ayakları, ulaştı kıza.
- Merhaba
- Merhaba
- Seni çok özledim,
- Bende !!.
Sustular, göz göze süzüştüler. Rüzgar geçti aradan, kıza dokundu, kız üşüdü, rüzgar
bin ah işitti.
- Sonunda karşılaşabildik,
- Evet, sonu gelmez bir rüzgarlı bekleyişin sonunda.
Rüzgar alındı cümleye, ağladı apansız, toprak kokusu bin bereket simitçinin göğsünde. Merhaba ile kız geçtiler simitçinin önünden, umursamadılar simitleri, gök yüzünde baharsız bir bahar yağmuru.Ankara’da Nisan’ca söylenen bir mir-i kelam.
- Seni seviyorum…
07.03.2011
ANKARA
ANKARA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder